
160 gündür istediğimi değil de istenileni izlediğimden midir bilmem, sinemaya aç döndüm askerden..(askerlik görevimdeki en büyük isyanımdır gelibolu garnizonunda tek bir salonun bile olmaması).. En çok da koca salonda tek başıma dünyadan kopup da film izlemeyi özlemişim..(tamam mübalağa yapıyorum, başka özlediğim şeyler de var fakat bunu da az boz özlememişim:)
Evden Iron Man’a niyetlenerek çımış olsam da, pers afişini görünce ve saati de daha yakın olunca öncesini hiç araştırmadığım bu filme girmiş bulundum..
Baş roldeki Jake Gyllenhaal’ı en sevdiğim filmlerden biri olan October Sky’dan iyi tanıyodum..Severdim de keratayı, hala unutamam o roketçi çocuğu ve sonunu büyük bir hüzünle izlediğim October Sky’ı..
Ama o küçük Jake büyümüz, karşımıza Destan olarak çıkmış.. İyi de kıvırmış dövüş sahnelerini, epey de yakışıklı bi biraderimiz olmuş.. En güzel tarafı ise film her ne kadar doğa üstü öğeler içerse de bunun abartılmamış olması.. Dastan kardeşimiz hoplayıp zıplasa da Battal ve Neo görmüş bir nesil olarak fazla garipsemedim..
Ben Kinsley (Nizam) ki çoğumuz tanır, filmde yine adiliğini yapıp Dastanı satsa da, oyunculuğunu kritik yapacağımız kadar gözükmüyor filmde..
Gelelim zurnanın zırt dediği yere Tamnia (Gemma Arterton)… İşte o zırnanın zırt dediği yeri görmek için bile gidilir bu filme:)
Tanıyanlar bilirler ki mutlu sonları hiç sevmem, birkaç kişiyi öldürmeden, sevenleri ayırmadan biten filmlerden pek haz etmem.. lakin filmin sonunda Tamnia’nın Dastanın ellerinden düştüğü anda yüreğim burkulmadı değil, bu filme bu son yakışmadı diye düşündüm.. Ki heralde senarist de benle aynı düşünmüş:)
Vel hasıl.. Askerlik sonrası ilk seansımın böyle kaliteli bir filmle olması nedeniyle rahat uyuyacağım sanırım bugün..
Bu arada Hollywood un tarih bilgisi yine beni şaşırtmadı.. Yapacaklarını yaptılar ve Haşhaşilerin şeklini şemalini, karakterlerini kendilerince yine yordular.. Haşhaşilere rüşvet verdirebilen Bob Amcayı tebrik etmeyi de görev bilirim:)